Değişen Jenerasyonu Temsili Bir Kariyer İçgörüsü

İyi bir fikri olup, bu fikri destekleyen iyi bir ürün yaratıp bir startup kuranların başarı hikayelerine son yıllarda hem global hem de lokal ölçütte oldukça aşinayız. Fakat artık bahsedilmesi gereken bir başka konu da şirket kurmak veya üçüncü dalga kahve dükkanı açmakla ilgilenmeyen genç iş gücünün mevcut kariyer yoluna alternatif aramaya başlamış olması.

 

***(4 yıldan fazla kurumsal şirketlerde çalıştıktan sonra bir startup’a dahil olan Ecem’in bu değişim motivasyonuyla ilgili düşünceleri)

 

Bundan 6 yıl kadar önce henüz üniversitede okurken part-time olarak çalıştığım Intel’in Amerika’daki yatırım iştirakı olan Intel Capital’den Istanbul ofisine yeni bir bölge direktörü geldiğinde ofiste gençler arasında çok belirgin bir heyecan oluşmuştu. Senelerce Amerika’da teknoloji startuplarıyla çalışmış bir Türk olan Barış Aksoy bizim Türkiye’de o zamanlar çok alışık olmadığımız bir iş kavramını temsil ettiğinden, bizim için tam bir merak unsuruydu. Bir yandan mezun olmaya çalışırken, bir yandan da kurumsal şirketlerle mülakat yarışı yaptığımız bir dönemde startup kavramı bilinmezlerle dolu bir dünyayı temsil ediyordu. Bir öğlen bizi yemeğe çıkardığında Amerika’daki startup furyası ve buradaki gözlemlerini sorduğumuzda söylediği bir kaç şey o zamandan beri aklımda. Cümleleri tam hatırlamamakla beraber özeti şuydu:

Bu kadar gençken, hayatınızda kendinizden başka sorumluluğunuzun olmadığı 20’li yaşlarınızdayken yeni bir şeyler denemek yerine kurumsal hayata bu kadar hızlı kapılıp gitmenize gerçekten çok şaşırıyorum.

Mezun olduktan sonra ben de o kurumsal furyanın içerisine jet hızıyla girdim. Çünkü üniversite hayatım boyunca çevremden gördüğüm buydu. Çünkü güvenilirliği en çok sayıda birey tarafından kanıtlanmış yoldu. Çünkü risksizdi, neyle karşılaşacağımı az çok tahmin edebiliyordum. İyi çalışırsam kariyer yolumda bana sunulacakları kestirebiliyordum. Ve bir baby boomertarafından yetiştirilmiş olmak ne olursa olsun sizde karar alırken daha temkinli davranmayı tetikliyor. Günün sonunda part time dönemini de hesaba katarsak farklı sektörlerde tam 5 yıl boyunca kurumsal şirketlerde pazarlamacı olarak çalıştım. Benzer zamanlarda ise benimle aynı yaşta, aynı okullardan mezun 3 genç, Twentify isimli bir startup kurup, “crowdsourced” veriyi kullanarak geleneksel yöntemleri yerinden edecek bir mobil içgörü platformu yaratmaya odaklanmıştı bile. Yepyeni bir şey deneme cesareti olan bu ekibin fikirlerini 4 yılda Türkiye’nin öncü teknolojik çözümlerinden biri haline getirmeleri, kurumsal hayatımı geride bırakıp yeni bir şey denemek için bana yeterince ilham vermiş oldu. Ben onlar gibi kendi şirketimi kurmadım, fakat bir startup’ta çalışmaya karar vererek onların macerasına ortak oldum.

Bu karar aşamasına gelişimde de, mühendislik okumuş biri olarak iş yaparken genelde tüm odağımın problem çözme üzerine olduğunu düşünerek, iş hayatımla ilgili çözmem gereken bir problem olduğunu kabul edip buna yoğunlaştım. Problemi oluşturan elementler ise aşağıda sıraladığım gibi birden fazla; bir çoğunun kaynağı ise iş hayatındaki jenerasyon değişimine büyük şirketlerin yeterince adapte olamaması.

İşteki dar inisiyatif alanı

Bir pazarlamacı olarak pazara bir ürün veya fikir sunarken hazırlık aşamasında emin olunması gereken ilk şeylerden biri kime konuşacağın, ikincisi ise nasıl konuşacağındır. Segmentasyon, ile doğru içgörüyü yakalamak ve müşterinin ihtiyacını, arzusunu anlamak için klasik yöntemlerle harcanan zaman ve parayı düşünürsek, şirketlerin aynı eforun yüzde birini bile çalışanlarını anlamaya harcamaması, benim içinde bulunduğum mutsuzluğu özetleyebilecek ilk şey. Milenyumların 80%’i kariyerini kendi karar ve inisiyatifleriyle belirlemesi gerektiğini düşünürken, daha da ötesi, artık üniversiteden mezun olup iş hayatına başlayan bir Z jenerasyonu var hayatımızda, ve istedikleri konusunda şu an şirketlerin çoğunluğunu oluşturan önceki jenerasyonlardan çok daha net ve bireyseller.

Benim yaşadığım sorun da buna benzer olarak, yaptığım işin üstlerim tarafından çok sınırlandırılmış olması, yani çoğunlukla problem çözmekten çok onların soru ve isteklerine cevap vermek üzerine kurulmuş bir yapıda işlemesi ve genel karar mekanizmasındaki dar oyun alanım. Bir startup’a geçerkenki motivasyonlarımdan biri daha ufak fakat dinamik bir ekiple, daha yatay bir hiyerarşide, büyüme yolunda inisiyatif alma özgürlüğünü bulmak oldu. Benden sonraki jenerasyonlar için ise bu artık ön koşul ve şirketlerin de bunun farkına varması gerek.

Esnemeyen düzen

Şirketlerdeki ana stratejilerin tamamı bir süredir mobil üzerine kurulmuş durumda. Pazarlanan ürün fiziksel bile olsa, ana iletişim kanalı artık mobil, evdeki sabit duran televizyonlarımız değil. Peki herkes ceplerinde taşıdıkları ekranlar vasıtasıyla markalar tarafından her an her yerde konuşulabilir durumdayken, biz çalışanlar neden mobil olamıyoruz? Günün sonunda hepimiz her geçen gün daha fazla işin elimizdeki ekranlar vasıtasıyla hallolabildiğini savunurken, ürünlerimizi bunun çevresinde geliştirirken, karlılığımızı arttırmak için bütçelerimizi daha akıllı kullanarak sırtımızı mobile dayarken, çalışanlarımızın da işlerini her an her yerden yapabileceklerine neden güvenemiyoruz?

Benden daha bile genç jenerasyonlar adına da konuşacak olursam, dünyaya karşı duyulan merak ve keşfetme dürtüsü artık ofislerde belirlenmiş saatleri doldurmaya karşı büyük bir engel oluşturuyor, hatta Y Kuşağının %85’i mobil çalışmayı ofislere tercih ettiğini dile getiriyor. Startuplar yeni jenerasyon çalışma tarzını kültürüne iyi entegre etmiş yapılar. Günün sonunda çalışanlarında bağlılık yaratmayı başarabilmek, işin kalitesini de doğrudan etkileyen bir unsur. Bir çok şirket de bunun farkına varmaya başladı ve mobil çalışma imkanı, esnek çalışma saatleri gibi aksiyonlarla çalışma düzenini çalışan lehinde esnetmeye başladı ve önümüzdeki günlerde giderek daha da yayılacak diye düşünüyorum.

Heyecansız ekipler

Kurumsal bir şirketin, orada uzun zaman geçirdikten sonra sizden alıp götürdüğü belki de ilk şey ürüne, sektöre, daha doğrusu dip toplamda işinize duyduğunuz heyecan. 27 yaşımda kendimi bu kadar heyecansız bir pozisyonda bulduğumda, aslında bulunduğum çevrenin bunda ne kadar çok etkisi olduğunu da fark ettim. Bir yerde çok uzun süre bulunmak, oraya karşı sizi hissizleştirebilir, daha da fenası işinize karşı körleştirebilir ve performansınızı düşürebilir. Ekipler arası ortak çalışmanın bu kadar önemli olduğu kurumsal şirketlerde ise bu genel hissizlik, yeni jenerasyonun asıl aradığı şey olan yaratma, keşfetme, öğrenme heyecanını bastırarak, iyi olduğu şeyde parlayamamasına sebebiyet veriyor. Startuplar gibi ufak ekiplerde ortak hedefe koşma heyecanı daha belirgin hissedilirken, asıl zor mevzu kurumsal şirketler gibi dev yapılar içinde bunun sönmesini engellemek. Benim bir startup’a geçiş kararımdaki ana sebeplerden birisi de, eski dünyaya ait eski uygulamaları kaldırıp yerine yeni nesil çözümler yaratmak için aynı heyecanı paylaşan bir ekip görmekti.

PSBu yazıda yaptığım tespitler bir eleştiri ya da övgüden ziyade, büyük şirketler için yeni jenerasyonu temsil eden bir çalışan içgörüsü niteliğinde değerlendirilirse asıl amacına ulaşmış olacaktır.

İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılar

Dürüstçe yazdığım bir cover letter nasıl olurdu? Eğer bir gün dürüstlük ve kendinle dalga geçebilme yeteneği, işe alım sürecinde aranan nitelikler olursa, işte tam olarak şöyle bir cover letter yazacağım: İlgili Kişiye: Ben kimim? İsmim Gökçe Var...
Palantir ve Dropbox şirketlerinde iş görüşmelerine nasıl çağırıldım?... Eğer iş görüşmelerine çağırılmıyorsanız, doğru pozisyonlara başvurduğunuzdan emin olun. CV’mi en mükemmel hale getirmek için günlerimi harcadım ama bir türlü iş görüşmelerine çağırılmıyordum. Gönlüm...
Bir Startup’ta Çalışmayın! Sabah 8 akşam 5 dışında işi düşünmek istemiyorsanız, bir startup'ta çalışmayın. Agresif hedefleri gerçekleştirmek için yapılması gereken o kadar çok şey varken, onca şeyi yapacak kadar insan olmayaca...

Yorum / Soru Bölümü

Aramıza Katılın

İstanbul girişimlerindeki kariyer fırsatlarını takip edin.

Üye Ol